AYİNESİ İŞTİR ÖRGÜTÜN…

Samut Karabulut

Halkevleri 29. Genel Kurulu’na sunulan Faaliyet Raporu üzerinden bir değerlendirme.

ÖN NOT: Halkevleri örgütünün ‘hal ve gidişini’ neden çok önemsiyorum? Halkevlerinde yönetimi belirleyen bir “idareci ekip” tarafından şahsıma ve eleştirel bakan şubelere, kadrolara ve üyelere dönük onca karalamaya, dışlamaya ve emeklerin yok sayılmasına rağmen, birçok insanın yaptığı gibi[i] neden Halkevlerini terk etmek yerine eleştirmeye devam ediyorum? Bunun çok basit bir cevabı var: eğrisiyle doğrusuyla 94 yıllık tarihi boyunca emek veren binlerce insanın emeğine (ve tabi kendi emeğime) karşı olan sorumluluğumdan ve dün olduğu gibi Halkevlerinin sınıf mücadelesinde pozitif bir rol oynayabileceğine olan inancımdan dolayı. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalışsam da yazı biraz uzun gelebilir ama Halkevleri bu ülkenin önemli bir örgütüdür. Halkevcilerin, Halkevlerinden bir şeyler umut edenlerin, bir kibrit çöpü bağışlayanların, gönül verenlerin… sabırla okumalarını dilerim[ii].

Önce kısaca Genel Kurul’un işleyişini özetleyeyim.

Kısaltılmış genel kurul

Öğleden önceki oturum, açılış konuşmasının ardından, süre sınırlaması olmaksızın 37 konuk konuşmasıyla tamamlandı (zaman sınırlı iken bunca çok konuk neden konuşma yapmak üzere davet edilmişti acaba). Yemek molasının ardından 14.30 gibi başlayan toplantı 17.15’te seçim maddesine geçilerek bitirilmiş oldu. Sonrası oylama ve oy sayım dökümü, kutlama vs. Yani raporların okunup ibrası, Halkevcilerin konuşmaları, önergelerin okunup kabulü üç saat içinde tamamlandı (birileri çıkıp, hayır 3,5 saat sürdü derse itiraz etmem).  Halkevcilere 3’er dakikalık konuşma süreleri tanındı. Haksızlık etmeyelim, kimi konuşmacılar 2-3 dakika kullanırken, benim gibi birkaç konuşmacının süreyi aşmasına izin verildi (yaklaşık 9 dakika konuşmuşum). Bu zaman çizelgesine bakıldığında konuk konuşmaları, oylama ve sayım döküm zamanı çıkartıldığında, iki yılda bir yapılan Halkevleri Genel Merkez Genel Kurulu yaklaşık üç saat sürmüş. Bu tablonun yorumunu Halkevcilere, Halkevlerine emek ve gönül vermiş olanlara bırakıyorum.

Söz ile eylem ilişkisi ne durumda?

Geçelim 29. Olağan Genel Kurul’a sunulan iki yıllık faaliyetleri içeren Faaliyet Raporuna (aşağıda son iki genel kurula sunulan Faaliyet Raporlarının linki mevcuttur).

Ziya Paşa’nın dediği gibi “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”

“Faaliyet Raporu”na göre düzenli düzensiz faaliyet gösteren 24 şube var. Faaliyet raporlarında ve Genel Merkez bürokrasisince yok sayılan Avcılar, Esenyurt ve Yeşilkent şubelerini de sayarsak 27 şube eder (Yeşilkent Şubesi, birçok başka yerde olduğu gibi, kadrolarının artık halkevcilik yapmak istememesi nedeniyle ocak ayında kapandı)[iii]

Faaliyet Raporunun girişinde öne sürülen iddiaların, ne kadar hayata geçip geçmediğini, teorik önermelerin karşılık bulup bulmadığını Faaliyet Raporundan görebiliriz. “Faaliyet Raporu”na göre yürütülen faaliyetleri tasnif ettiğimizde aşağıdaki gibi bir tablo ortaya çıkıyor:

 Faaliyetin türüTüm faaliyetler içindeki oranı % olarak Faaliyetin türüTüm faaliyetler içindeki oranı % olarak
1Çocuk etkinlikleri% 47İşçilerle dayanışma eylemleri% 2
2Konser, dinleti, sergi, film, tiyatro…% 78Operasyonlara karşı CHP’nin miting ve eylemlerine katılım% 8
3Yemek, kahvaltı, piknik%  69Toplantı, seminer, panel, forum% 14
4Basın açıklamaları (sokakta)% 1410Bildiri, afiş, ajitasyon çalışmaları% 12
5Eğitici faal. Kurs, atölye vb% 111Anmalar% 8
6Eylem, protesto, yürüyüş..% 1812Muhalefete açılan veya muhalefetin açtığı davaların takibi% 6

Sokak faaliyetlerini basın açıklamaları ve sokak eylemleri olarak iki başlıkta tasnif ettik: basın açıklamalarının yüzde 62’sini ya ortak ya da katılınılan basın açıklamaları oluştururken; sokak eylemlerinin yüzde 80’ini ortak ya da katılınılan eylemler oluşturuyor. Rapora göre, Halkevlerinin kendi başına yaptığı basın açıklamalarının oranı yüzde 38, kendi başına yaptığı eylemlerin oranı ise yüzde 20 olmuş.

Raporda eylem ve etkinliklere katılan insan sayısı, gücü ve etkisine dair veriler yer almıyor ama isteyen bu bilgilere internetteki, sosyal medyadaki haber ve görsellerden ulaşabilir. Eylem ve etkinliklere katılan insan sayılarını bazı etkinlikler için yalnızca Antalya ve Sivas şubeleri belirtmiş.

Politik içerik

Sokak eylemlerinin içeriği şöyle dağılım gösteriyor.

CHP eylemlerine katılım              % 20
Emperyalizm, Filistinle dayanışma, Ortadoğu% 13
Kent-Doğa% 10
 İşçi eylemleri ile dayanışma% 6
Eğitim% 6
Diğer% 45

Doğrudan politik eylemler iki başlıkta toplanıyor: CHP şahsında demokrasiye saldırılar ve ABD- İsrail ittifakının Ortadoğu’daki saldırılarına karşı protesto veya basın açıklamaları. 1 Mayıslar da raporda bir ağırlık oluştururken, politik iddia yalnızca İstanbul 1 Mayıs’ı üzerinden tarif ediliyor. En hafif deyimiyle “uzlaşmacı”lıkla suçlanan tutumlara karşı belirlenen “devrimci siyaset”in diğer illerde nasıl somutlaştığına dair bir veri yok, hep beraber 1 Mayıs yapılmış (1 Mayıslar tüm sol tarafından afaki değerlendirmelerle geçiştiriliyor, halbuki ciddiyetle analiz edilse politik kitlelerin ve örgütlerin durumu açısından çok şey anlatabilir bize). Diğer bir eylem yoğunluğunu kadınlara dönük şiddete karşı kadın eylemleri oluşturuyor.

“Faaliyet Raporu”nda yer alan Halkevlerinin kendine özgü sayılabilecek eylemleri ve çalışmaları ise şunlardan oluşuyor:

Yaz çocuk buluşmaları, 2004’te başlattığımız Kemalpaşa Festivali, Halkevleri Emekli Meclisi’nin “sağlıkta katkı payı kaldırılsın” kampanyası, Hakkımı Ver kampanyası, Okmeydanı’nda kayyum tarafından kapatılan Kent Lokantasının açılması ve kayyum tarafından kaldırılan öğrencilere bir öğün yemeğin verilmesi çalışmaları,  bir kampanyaya dönüşen Cankurtaran’ın yağmasına karşı ve Reşit Kibar’ın katledilmesine dair eylem ve etkinlikler, İstanbul’da tek seferlik ulaşım zammına karşı eylem, Adana ve İzmir’de ulaşım hakkı kampanyaları, İstanbul’da Topağacı ve Antalya’da Kızılarık halkının barınma mücadelelerine destek çalışmaları.

Çay ve Yaşam Meclislerine ne oldu?

İki yıl önceki Genel Kurula sunulan raporda yer alan Hatay Yaşam Meclislerinin adı hiç anılmazken Karadeniz Çay Meclisleri adı ise bir toplantı vesilesi ile anılıyor. Gelenekselleşen “Halkevleri Basın ve Sanat ve Dayanışma Ödülleri” ise 2026 yılında iptal edilmiş olacak ki raporda yer almıyor. Oysa gerek “Yaşam Meclisleri”, gerekse de “Çay Meclisleri” Halkevlerindeki yeni dönem çizgisinin alâmetifarikası olarak her yazıda, her konuşmada vurgulanmadan geçilmeyen konulardı. Boşuna dememişler “lafla peynir gemisi yürümez” diye.

Hatay ve Mamak Halkevlerine ne oldu?

Vahamet olarak nitelenmesi gereken başka iki şey ise Faaliyet Raporunda Mamak ve Hatay Halkevlerine dair bir faaliyet olmamasıdır. Mamak Halkevleri, Halkevleri örgütünün de Ankara muhalefetinin de en önemli mevzisiydi dersek abartı sayılmaz (uzun uzun izah etmeyeceğim, tarihine kısaca göz atmak bunu görmek için yeterlidir. Mamak’ta: Saimekadın, Mamak, Şirintepe, Mutlu şubeleri ve Ethem Sarısülük Kütüphanesi ile Salih Yıldırım Kültür Merkezi vardı. Kömür Deposu şenlikleri, haftalarca süren ulaşım eylemlerini, Cami Cemevi direnişi gibi diğer etkili eylemleri saymıyorum). Hatay Halkevi ise “idareci ekibin” deprem sonrası “hayatı da örgütü de buradan kuracağız” gibi afaki bir iddiayı ortaya attığı yerdir (afaki yani ufuksuz olduğu sonuçlarıyla ortadadır). Deprem sonrası önerdiğimiz ve Halkevlerinin daha önceki (Körfez, Van depremleri) deneyimlerinden çıkarttığı ve yerel ihtiyaçlara cevap verecek projeler veto edilip yerine bir daha adı anılmayan projeler konmuştu. “Hatay(’ı) deprem sonrasında kentin bütünüyle birlikte ve toplumun ve siyasetin de yeniden inşasının kesiştiği yer” gibi iddialı cümlelerin yanı sıra (mealen)[iv] baş çelişkinin depremzedeler ile sermayenin afet yönetimi arasında olduğu da vurgulanıyordu.  Raporda bu iddiaların akıbetine dair ne bir veri ne de konuşmalarda bir özeleştiri var, ne de genel kurulda buna dair bir söz.  

Yazının daha fazla uzamaması için iki yıl önceki Faaliyet Raporundan yorumsuz birkaç alıntı yapmakla yetinip, yorumu okuyucuya bırakacağım. Ancak aşağıda linkini vereceğim bir önceki çalışma raporunun en azından sunuş yazısının okunmasını öneririm.

Hatay’da başladığımız ve bugüne kadar toplumsal dayanışma seferberliğinden, kadın, çocuk, eğitim, sağlık ve kent hakkı mücadeleleri alanında pek çok deneyim barındırarak büyüyen çalışmalar sınıf çatışmalarının merkezinde örgütlenme irademizi büyüttü”.

“Hatay’da gerçekleştirdiğimiz çalıştay Halkevlerinin kendisini neoliberal sistemin yıkımının ve sınıf çatışmalarının en yoğun yaşandığı yerde yeniden kuracağının bir ifadesi oldu”.

“Çay meclisleri, yaşam hakkı meclisleri, eğitim hakkı meclisleri ile örgütlenme modelleri geliştirmeye çalıştık”.

“Halkevleri Bülteni, Mamak Gazetesi yerelden başlayarak ortak sözümüzü yaydığımız araçlar üretme ihtiyacımızın ürünü oldu”.

KAVRAM KARGAŞASI

Veya “lafla peynir gemisi yürümez”

Faaliyet Raporunda” dikkat çeken yoklardan biri de faşizm ve faşizme karşı mücadele kavramı. Marxist geleneğin içindeki her siyaset bilir ki kavramlar ve kavramsallaştırmalar önemlidir. Betimlemeler kavramların yerini alamazlar. Kavramlara içeriğini kazandıran da yalnızca tanımlama güçleri değil bununla birlikte mücadelede sınanmış olmalarıdır. Marxist gelenek demişken, eleştiri yazılarında eleştirilen düşünceler çarpıtılmadan, kaynağı da gösterilerek, alıntı yapılarak, eleştirilmelidir. Son dönemde moda olan, eleştirilmek istenen fikirler önce çarpıtılıp, fikirler saçma hale getirilerek ve hiçbir kaynak göstermeyerek yapılan eleştirinin Marxist yöntemle bir ilgisi yoktur. 

Faşizm, kavram olarak sunuş yazılarında hiç kullanılmazken Faaliyet Raporunun birkaç yerinde şubelerin eylemlerinde, slogan olarak geçiyor. Faşizm kavramı yerine “saray rejimi/saray iktidarı” tanımlamaları ikame edilmiş. Kullanılma biçimine bakılırsa “Halkın Hakları” kavramı daha dar anlamda kullanılırken, yerine  “toplumsal haklar” tanımı ana kavram haline getirilmeye çalışılmış. Ancak bu tanım ne açıklığa kavuşturulmuş ne de halkın hakları kavramından farlılığı açıklanmış.

“Toplumsal haklar, toplumsallaştırma” tanımlamaları, “Halkın Manifestosu” adıyla yayınlanan metinde anahtar kavram olarak kullanılıyor.  Öyle ki,  “Halkın Manifestosu” başlıklı metne baktığımızda toplumsal/toplumsallaştırma kavramı 69 defa tekrar edilmiş. Adeta bu kavram için bir metin yazılmış gibi[v]. Ancak kavramın neyi ifade ettiği, halkın hakları kavramından farkının ne olduğu, mücadele tarzında ne tür farklılıklar yarattığını açıklamaya ihtiyaç duyulmamış, a priori olarak kabul edilmiş. Faaliyet Raporuna yansıyan eylem ve etkinliklerden de bu farklılığa dair izler bulmak mümkün değil.

Aslında uzun zamandır “idareci ekip” kendince “yeni bir çizgi” ve bu çizginin kavramlarını üretmeye çalışıyordu. Önce “halk” kavramı ile “işçi sınıfı” kavramını karşı karşıya getirerek buradan “emek eksenli hak mücadelesi” diyerek halkın hakları kavramını modifiye etmeye çalıştılar. 2025 Kasımındaki toplantıda ise modifikasyonu biraz daha ilerletip “toplumsal haklar” kavramını öne sürdüler. Ancak bu kavramsallaştırma çabalarının sonuçlarının pratikteki karşılığı bu tabloysa durum pek parlak değil demektir. Kavramın hayatta karşılık bulması bir yana, kadroların kafa karışıklığı, şube, kadro, üye erozyonu devam etmektedir (“deprem faşizmi, deprem komünizmi, deprem bölgesinde ikili iktidar” gibi başkaca da tuhaf kavramların eleştirisine bu yazıda girmeyeceğim).

Halkın hakları kavramı sınıfsaldır (bu tartışmaya burada girmeyeceğim, buna dair yeterince kaynak var). Toplumsal/toplumsallaştırma tanımı ise kullanıldığı bağlama göre değişiklik gösterebilir (toplumsal devrim veya toplumsal cinsiyet gibi veya “sosyalizm” kelimesinin Türkçe karşılığı “toplumculuk olmasına karşın kendimizi toplumcu olarak değil de sosyalist olarak adlandırmamız gibi). Kavramlar asıl içeriklerine sınıf mücadelesi sürecinde kavuştukları gibi sınıf mücadeleleri süreçlerinde içleri boşalabilir, değişikliğe uğrayabilir; “sosyal-demokrat” kavramı gibi. Eğer bu kavramlaştırma çabası mücadele süreçlerinde bir farklılığa işaret ediyorsa bu açımlanmalı ve pratik-politik çizgisi de tanımlanmalıdır. Aksi durumda kadrolarda kafa karışıklığına neden olarak mücadelede zafiyetler yaratır ve şu cümledeki gibi yol ve hedef anlaşılmaz hale gelir: “Halkevlerini, toplumsal haklar mücadelesi zeminlerinde yükselecek Halkın Hakları Hareketinin Halkevleri olarak yeniden inşa edeceğimize kimsenin kuşkusu yok” (F. Raporunun girişinden). Mesela neden “ toplumsal haklar mücadelesi zeminlerinde yükselecek Toplumsal Haklar Hareketi” değil de halkın hakları hareketi? Yüksek dozlu ajitasyon da sorunu gideremez, gideremiyor.

Devlet, faşizm ve bugünkü biçimleri gibi iktidar mücadelesinin anahtar kavramları üzerine söz söylemekten ise imtina ediliyor. Bu konularda tartışma yürüten kadrolar tasfiye edilerek uzun zaman önce teorik çoraklaşmanın temeli atılmıştı.

Faaliyet Raporunda listelenen çalışmaların yüzde 30’dan fazlası Halkevci kadınların faaliyetlerinden oluşuyor.

Halkevci kadınların toplantı, seminer, kahvaltı vb mekanda yapılan çalışmalarının dışında kalan basın açıklaması, yürüyüş vb eylemlerinin ise yüzde 76’sı diğer kadın örgütleriyle ortak eylemleri oluşturuyor. Kadın çalışmalarının başlıklarına baktığımızda faaliyet raporunun girişinde öne sürülen tezleri hayata geçiren Halkevlerine ait özgün bir çalışmaya rastlanmıyor. Tüm diğer kadın çalışmalarıyla aynı içerik söz konusu. Yine de Halkevleri örgütünün en hareketli kolu diyebiliriz.

Halkevlerinde 3,5. dönem

Halkevleri üç tarihsel döneme ayrılır: 1.,2. ve 3. Dönem. Benim faaliyet gösterdiğim, “Halkın Hakları” mücadelelerinin temel alındığı dönemi de üçüncü dönem olarak adlandırıyorduk, herhalde bugünkü dönemi 3,5. (üç buçukuncu) dönem olarak adlandırmak yanlış olmayacak. Zira bu dönemin “idareci ekibi” üçüncü dönemi aforoz etmeyi meşruiyetinin temeli olarak görüyor. İddiaları da pratikleri de bunu gösteriyor: bütün kötülüklerin kaynağı üçüncü dönem politikalarında ve kadrolarında. Kendileri yetkili konumlarda değillermiş gibi (“ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” vecizesini tekrar edeceğim. Birileri hakkında konuşanlara da herkesin bu vecizeyi tekrar etmesini dilerim).   

Demokratik kitle örgütü mü, değil mi?

Halkevlerini homojen politik bir örgüt zanneden bir yanlış anlayış örgütü durmaksızın geriletiyor, zayıflatıyor. Gerileme ve zayıflama yalnızca politik bir parti misyonu yüklenmesinden de kaynaklanmıyor, bütün politik homojenlik iddialarına rağmen, ortada politik bir çizgi ve hareket tarzı olmaması da belirleyici bir rol oynuyor. Ne merkezi bir politika var ne de şubelerin veya kadroların yerel özgün çalışma üretebilecekleri bir atmosfer var. Faaliyet Raporundan da görüleceği gibi, tüm sol ne yapıyorsa Halkevleri de benzer işler yapıyor. Hatta eylemlerin yüzde seksenini katılınılan eylemler oluşturuyor. Akla, madem her eylem birlikte yapılıyor neden ortak bir mücadele programı ve bunun örgütsel zeminleri yaratılmıyor, sorusu gelebilir (bu bütün sol için geçerlidir). Başka trajik bir olay ise faşizme karşı mücadeleye dair naçizane önerilirimi yaparken salondan idareci ekibin talebelerinden birinin “konuşma süresi dolmadı mı?” diye seslenerek, divanın beni susturmasını talep etmesiydi. Neyse ki divan böyle bir şey yapmadı ama ben “kime ne anlatıyorum” duygusuna kapılmadım değil (konuşmamın videosu https://www.instagram.com/reel/DZ8T4Fmx39K/?igsh=YWQwZXpzaG1ibWd0 )   

Faşizme karşı mücadele akademik egzersiz konusu değildir[vi]

Faşizme karşı mücadelenin temel mücadele haline geldiği bu dönemde tüm anti-faşist kesimlerin ortak mücadele zeminlerinin yaratılması sorumluluğunu almamız ve faşizme karşı tüm mücadele yöntem ve araçlarının senkronize kullanılması gerektiğini tartıştığımızda, daha yüksek(!) iddialarla dudak bükenler, bugün plansız programsız mecburi bir eylem birlikteliğiyle durumu idare etmeye çalışıyorlar. Ancak aktüel siyasal gelişmelere dair sorumluluk altına girmeyip, iddiası ve soyutluğu sürekli artan cümlelerle durumun idare edilemediği de ortada. Sonuç faşizme karşı mücadelenin önderliğinin CHP’ye terk edilmesi oldu (bu konu üzerinde ayrıca durmak gerektiği için bu yazıda girmeyeceğim).   

Eşeği sağlam kazığa bağlamak

Halkevlerinin bir demokratik kitle örgütü olduğunu ve buna göre işlemesi gerektiğinin anlaşılmaması veya bilinçli tercih edilmesi, politik parti gibi işletilmeye çalışılması, erozyonu süreklileştiriyor.  

Bunun bir trajik örneği son genel kurulda yaşandı (yalnızca bir örneği). Genel Yönetim Kuruluna adaylığımı koyacağımı ilan etmem üzerine son anda apar topar bir önerge sunularak bu engellendi. Önergeyle “seçilecek GYK’nın uyumlu çalışabilmesi için seçimlere blok listeyle girilmesi” kabul edildi (30 kişilik GYK’ya 31 kişi adaydı, yani iki listelik bir durum yoktu).  Önergenin diline bakılırsa çarşaf liste olursa benim listeyi deleceğim varsayılmış. Oysa benim beklentim “hal ve gidişi” beğenmeyen şube başkanlarının ve delegelerin bana vereceği oylarla tavırlarını ortaya koymaları, bunun açığa çıkmasıydı.Bundan da çekinmiş olabilir arkadaşlar. İyimser olursak, hiç yoktan bunun farkında olmalarını hayra yorabiliriz.

Sonuç olarak Halkevleri 94 yıllık bir örgüttür, düşer kalkar ama sınıf mücadelesinde kendine bir rol bulur, tarihinde hep bulduğu gibi. Dilerim bu eleştirilerin de katkısı olur. DİSK, KESK, Halkevleri, TTB, TMMOB… bu kitle örgütleri değişen misyonlarla da olsa sınıf mücadelesinde rol aldılar ve bu örgütlerin kendileri de sınıf mücadelelerinin eseridir. Mücadelenin seyri bu örgütleri de olumlu veya olumsuz etkiler, değiştirir, dönüştürür. Devrimciler her zaman yaptıkları gibi bu akışa yön vermeye çalışırlar.

EKLER:

29. Olağan Genel Kurul Faaliyet Raporuna bu linkten ulaşabilirsiniz https://halkevleri.org.tr/29-olagan-genel-kurul-faaliyet-raporu/

28. Olağan Genel Kurulu Faaliyet Raporuna buradan ulaşabilirsiniz  https://halkevleri.org.tr/Halkevleri-2023-2024_FaaliyetRaporu.pdf

DİPNOTLAR


[i] Mevcut zeminler yetmediğinde veya siyaset yapılamaz hale geldiğinde elbette hayatlarını devrim fikri üzerine kuranlar, “devrimciliğin nasıl bırakılması gerektiğini bilmeyenler”, kendilerine yeni zeminler bulur veya yaratırlar. Aynı anda birden fazla zeminde de mücadele sürdürebilirler.

[ii] Girişte bu açıklamayı yapmama neden olan şey, eleştirilerin düşmanlık olarak kodlanmasının bir tarz haline getirilmiş olmasıdır. Oysa eleştiriden yalnızca yergi anlaşılmamalıdır. Hatta “merkezden” farklı politik önermeler bile düşmanlık olarak kodlanabilmektedir. Bu nedenledir ki sendika org’de yazılarıma 2023’ten beri sansür uygulanıyor ve “topluluk” da sansürü içine sindirebiliyor. .

[iii] Son dönemde çok sayıda şube kapandı veya kağıt üzerinde açık görünüyor.

[iv] Bu vurgunun yapıldığı kaynak şu an elimde değil, tam cümleyi daha sonra dip nota ekleyeceğim

[v] Adam terzi dükkanına girer ve elindeki düğmeyi göstererek, bu düğmeye göre gömlek diker misin, der.

[vi] Togliatti’nin Faşizm Üzerine Dersler kitabından

Yorum bırakın