MUTLAK BUTLANDAN MUTLAK MONARŞİ ÇIKARMAK

“Şapkadan tavşan çıkarmak” deyiminin ima ettiği şeyi herkes bilir. CHP kongresine mutlak butlan kararı uygulanarak, deyimdeki gibi, Mutlak Butlandan, Mutlak Monarşi çıkarılıyor.

AKP-MHP faşizmi mutlak monarşi biçimine dönüşüyor. Zira iktidarını geleneksel meşruiyetlerle sürdürebilmesi olanaksız hale gelmiş durumda. İktidarın, ‘Mutlak Butlan’ kavramını CHP kongresine uygulamasının sonuçları, en güçlü rakibini zayıflatma ile sınırlı bir politik hile olarak yorumlanamaz. Temeli seçme ve seçilme hakkı ve kuvvetler ayrılığına dayanan geleneksel meşruiyet yöntemlerinin geride bırakılarak, iktidar gücünün –tüm muhalefete- sınırsız kullanımının ilan edilmesi, eski kavramla “mutlakiyet”  anlamına geliyor. Yargıyı da iktidarın aparatı haline getiren bu uygulamanın, Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’ye uygulanması başarıldıktan sonra diğer partilere, derneklere, sendikalara ve kurumlara uygulanmaması için hiçbir neden ve engel yok demektir.

Halkın, uzun mücadeleler sonucu kazanılmış yasal örgütlenme ve hak arama mekanizmaları işlemez hale getirilmiş, geriye yalnızca meşru ve fiili mücadele kalmış durumda. Önce işçi sınıfı yenilgiye uğratıldı, şimdi de işçi sınıfının mücadelelerle demokrasiye kattığı unsurlar tasfiye ediliyor.

Şimdi ne olacak?

Bu sorunun cevabı kimin ne yapacağı yani tarafların eylemleri ile ilgilidir. Çünkü artık kurallar, teamüller ya da anayasal-yasal gerekler değil, güçler ve güçlerin kullanım biçimleri belirleyici olacak. Elbette taraflar eylemlerine kimi meşru dayanaklar sunacaklardır.

ABD ne yapar?

19 Mart 2024 operasyonunun da 21 Mayıs 2026 operasyonunun da Erdoğan’ın Trump’la telefon görüşmesinin ardından yapılması ABD’nin tutumunu gösteriyor. Trump, Erdoğan’a ne veriyor, karşılığında ne istiyor? Uzun bir tartışma olmasına karşın özetle şunları iddia edebiliriz: Trump’ın Ortadoğu stratejisi güçlü müttefiklere gereksinim duyuyor. Suriye’den sonraki durağı İran’da istediğini elde edebilmiş değil. Her ne kadar içerde taktik görüş ayrılıkları olsa da İran’a dair hedeflerinden vazgeçmiş değiller. Erdoğan’a “ihtiyaç duyduğu meşruiyeti vererek”, ABD-İsrail ittifakının stratejik hedeflerine bağlamaya devam ediyor. Bu ‘meşruiyet’ (başka şeylerin yanı sıra) İran rejiminin devrilmesi için can atan emirliklerin petrodolarlarının, Türkiye’deki bir ekonomik krizin hafifletilmesinde kullanılması olabilir.

Finans sermayesinin kaçarak yaratacağı ekonomik kriz iktidarı frenler mi?

Olasılık dışı değildir, ancak daha yüksek karlılıkla (yüksek faiz, düşük vergi) geri döner. Şimşek ekibi Londra’da önden işçilik yapıyordu. Ayrıca yeni çıkarılan vergisiz bir varlık barışı ile de önceden tedbir alınmıştı. Finans sermayesinden ve rantiyeden medet beklenemeyeceği defalarca deneyimlenmiş olmalı.

AKP ve MHP arasında hatta AKP içinde itirazlar ve dirençler oluşur mu?

Bahçeli söylemlerinin muhalefet lehine bugüne kadar herhangi bir sonuç ürettiği görülmedi. AKP içindeki “kaygılar”ın ise kıymeti harbiyesi yoktur zira Babacan ve Davutoğlu dahi gemiye geri binmek için tırmanma halatı atılmasını bekliyorlar.

Yargıdan döner mi?

Demirtaş, Can Atalay, Osman Kavala süreçlerinin gösterdikleri bir yana, yargının karanlık ve uzun dehlizlerinden  “olumlu” bir karar çıksa dahi bir işe yaramayacak, atı çalan çoktan Üsküdar’ı geçmiş olacaktır.

Mutlak Butlan hamlesi uzatmalı “süreci” nasıl etkiler?

Suriye ve İran’daki gelişmelere bakılırsa Erdoğan’ın bu konuda Trump’ın desteğini sağlamış olduğu söylenebilir. Bahçeli’nin Öcalan’a, mahkum statüsünün korunarak, sadece PKK’nin tasfiyesinin koordinatörlüğü verilmesini önermesi ve “Bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır” diye özel bir vurgu yapması, sürecin bir labirente sokulduğunu göstermektedir.  Diğer yandan DEM Parti ve siyasallaşmış Kürt kitlesi sürecin belirsizliği ve inisiyatifin kendilerinde olmaması nedeniyle adeta rölanti durumuna alınmış ve muhalefet edemez durumdadır. Oysa yakın zamana kadar iktidar karşısında oldukça etkili bir muhalefet dinamiğiydi.

CHP ne yapabilir?

Cumhuriyetin kurucu partisi kimliği ve meşruiyetini önemli oranda buradan kurarak, egemen ve orta sınıflarda ve devlet organlarında bir karşılık bulmaya çalışması belli bir pasif desteği/meşruiyeti sağlasa da (serbest seçimlerde işe yarayan bu taktik) faşizm koşullarında bir ‘güç’ yaratamamaktadır. Sistemin bileşenlerinden biri olmanın ve örgütsel yapısının buna göre şekillenmiş olması bu daireden çıkışını güçleştiriyor. Oysa miting meydanlarını dolduran, direniş eğilimine sahip kesimlerin ağırlıklı kısmı emekçi sınıflardan gelmektedir. Kısacası “değişimcilerin” CHP’sinin restorasyonla sınırlı hedefi kitlelerde uzun vadeli heyecan yaratamamakta, saldırılara karşı reaksiyonla sınırlı kalmaya neden olmaktadır. Bu hem örgütsel hem de politik açıdan yapısal bir sorundur. Bu nedenle CHP’nin direnişi kendisini ayakta tutsa da büyük kitlesel bir davaya dönüşmemektedir, bunun aşılması 19 Martta öğrencilerin yaptığına benzer başka demokratik güçlerin devreye girmesine bağlıdır.  

Sosyalistler ne yapar?

Burjuvaların demokrasisinin hedefi (Atina ve Roma’ya benzer şekilde) burjuvaların egemenliğiydi. Burjuva demokrasisini halk egemenliğine doğru büken işçi sınıfının ve diğer halk kesimlerinin mücadeleleriydi. Neoliberalizmin birinci evresinde emekçi sınıfların ekonomik ve sosyal hakları tasfiye edilirken ikinci evresinde halk egemenliği mekanizmalarının tasfiyesi gündemdedir. Birinci evrede sınıflardan arındırılmış demokrasi naraları atarken, ikincisinde savaş naraları atıyorlar. İlki yarım yüzyıl sürdü, ikincisi daha kısa sürmez.

Savaş, faşizm ve yoksullaştırma bileşik kaplar misali birbirini besliyor. Buna karşı barış, demokrasi ve halkın refahı mücadelesi de/cephesi de bileşik kaplar şeklinde kurulabilir. Elbette emperyalist tahakkümün ifadesi olan barışın, sermaye birikiminin zekatı olarak refahın ve miadını doldurmuş bir burjuva demokrasisinin değil; halkların barışı, refahı ve demokrasisi programı oluşturarak. Gerçek bir halk egemenliği programı oluşturarak.       

Sosyalistlerin lafzı yerinde ancak ne eylem planı var ne de eylem planını hayata geçirebilecek düzeyde bir konumlanış. Daha çok CHP’nin aktüel planına bakılıyor. Bunun başta gelen nedeni gerçek bir halk egemenliği, halk demokrasisi programına dönük bir pratiğin üretilememesidir . Oysa sosyalistlerin az ya da çok, güçlü ya da güçsüz politik özne olmadıkları bir direnişin demokrasiyle taçlanmasını beklemek, mucize beklemek gibi bir şeydir. Avusturyalı yazar Manes Sperber, çok isabetli olarak “Her mucize bir cinayettir, çünkü insanların eyleme geçmelerini engeller, yeryüzünü bir bekleme salonuna dönüştürür” der.

Yorum bırakın