1 Mayısa Giderken
Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
Bu yazının amacı Türkiye sosyalist hareketinin 2024-25, 1 Mayıslarına dair tartışmalarından geleceğe kimi dersler çıkarmaya çalışmaktır. O tarihlerde değil de bu kadar zaman geçtikten sonra böyle bir yazının yazılmasının nedeni ise neredeyse zaman kapanına sıkışmışçasına sol siyasetin kendini tekrar etmesidir. Oysa yeni şeyler söylemek lazım geleceğe dair.

Sahiciliğin yitimi
12 Eylül faşizmi sonrası 1988’den bu yana bazen ortak bazen ayrı ayrı yapılan kutlama ve gösterilerin siyasal odağını ağırlıkla İstanbul 1 Mayısları oluşturdu. İstanbul kutlamalarının bölünme nedenini asıl olarak Taksim çağrısının doğru bulunup bulunmaması oluşturuyordu. Taksim çağrılarına da tüm yasaklamalara, polis şiddetine rağmen “hakkı veriliyordu”. Ne yazık ki 2024 ve 2025 gösterileri için açıklanan tavırlara uygun sahici eylemlerin gerçekleştirildiğini söylemek mümkün değil. Tavır ve eylemlerin doğru ya da yanlış olması değil, sahiciliğin yitirilmesidir, söz konusu olan. Yanlışların sonuçları bile düzeltilebilir ama diğerinin hasarlarının giderilmesi kolay olmuyor!
1 Mayıs’ın komünistinden sosyal-demokratına solun her kesimi için bu kadar kritik olduğu kaç ülke var bilmiyorum. Aslında Türkiye’de 1 Mayıs, 1977 katliamından bu yana ağırlıkla faşizme karşı direniş günü şeklini almış durumda. Yasaklamalara, devletin saldırılarına, katliamlara rağmen Türkiye 1 Mayısları (özellikle İstanbul-Taksim) dünyanın en kitlesel geçen gösterileri arasında sayılır. En azından meydanlardaki bombalı saldırıların(2015-2016) yoğunlaştığı 2016 1 Mayısına kadar böyleydi.
* * *
İktidara meydan okuma denemesi

2024, 1 Mayıs’ı için CHP ve DİSK’in Taksim hedefiyle Saraçhane’ye çağrı yapması ve hemen hemen bütün solun da bu çağrıya ortak olması bir heyecan yaratmıştı: İktidara meydan okunuyordu. Ancak miting günü CHP ve DİSK bu çağrının gereği sayılabilecek herhangi bir adım atmayıp, mitingi sonlandırıp, Bozdoğan Kemerinde, Taksim çağrısının gereği olarak barikatı zorlayan kitleleri alanda polisle baş başa bırakarak ayrıldılar. Sonrasında ise evler basılıp yüzlerce insan gözaltına alınırken 77 kişi tutuklanıp aylarca hapis yattı ve çok sayıda gösterici de kaçağa düştü. Bu davranış DİSK’e olan güveni ciddi biçimde sarstı. CHP ve DİSK’e ağır suçlamalar yöneltildi.
Suçlamaları hak etmediklerini söyleyemeyiz. Ancak yılların deneyimine sahip sosyalist, devrimci örgütlerin CHP’nin geleneksel ve DİSK’in haldeki örgütsel yapısıyla herhangi bir polis barikatını yıkıp geçemeyeceklerini, bunu tercih etmeyeceklerini öngöremediklerini söylemeleri bir problem, bunu öngördükleri halde alternatif bir plan yapılmamış olmasının üzerinden atlayarak yalnızca suçlamada bulunmaları ayrı bir problem.
Gerçek şu ki, herkes Taksim çağrısının söylemde kalacağını bile bile Saraçhane’ye gitti ve gidilmesi de doğruydu (elbette B planı yapılarak). O halde eleştirinin yanında özeleştirinin de olması gerekir/gerekirdi. Alandaki manzara, barikata yüklenilmesinin bir planın değil, soldaki militan refleksin eseri olduğunu gösteriyordu.
1 Mayıs etrafında uç veren ortak mücadele havası dağıldı.
DİSK’in ve CHP’nin tavrı elbette ki kabul edilemez. Ancak eleştiriler karşılıklı suçlamalara dönüşerek 1 Mayıs’a gelen kitleler arasında da benzer içerikte işyerlerine ve mahallelere kadar yansımış ve 1 Mayıs öncesinde Taksim çağrısı etrafında yaratılan birlik havasının dağılmasına yol açmıştır. Yargılama süreçlerinde de benzer tutumlar devam edince kitle katılımını da olumsuz etkilemiştir. Çağlayan adliyesi önünde sabahtan başlayarak ayrı ayrı basın açıklamaların yarattığı manzaranın dava sürecine yarardan çok zarar getireceği de sanırım düşünülmedi.
1 Mayıs gündemi etrafında yaratılacak, iktidara karşı ortak mücadele atmosferinin niteliğinin daha sol olacağı ortadayken bu da değerlendirilememiş oldu.

“Taksim iddiası” taşımaktan uzak bir Taksim çağrısı
2025, 1 Mayıs’ında ise iktidar uzun yıllardır mitinglere kapalı tutulan Kadıköy’ü açtı. Önceki yılda DİSK’e ve tertip komitesini oluşturan diğer sendikalara dönük eleştirileri bir kenara bırakan örgütler Kadıköy’e gitmeyi tercih ettiler. Eleştirilerinin ve suçlamalarının dozunu düşürmeden sürdüren örgütler ise Taksim hedefiyle Şişli’ye çağrı yaptılar. Bölünmüş ve iddiası zayıflamış Taksim çağrısını etkisizleştirmek polis için zor olmadı. İçişleri Bakanının açıklamasına göre 407 kişi gözaltına alındı. Bunların önemli bir kısmı da sabahtan itibaren, herhangi bir gösteriye katılamadan alındı. Mecidiyeköy civarında küçük gruplar çembere alınırken, Taksim çağrısına yakışan herhangi bir direniş de olamadı. Kadıköy de daha önceki Kadıköy 1 Mayıslarının coşkusu ve militanlığıyla ilgisiz, oldukça sönük bir havada geçti. Ama hangi taraf daha devrimciydi tartışması da eksik bırakılmadı.
Rüzgar var da yelken yok
1 Mayıs’ta Bozdoğan Kemerinde polis barikatına yüklenilmesinin bir yıl sonraki Saraçhane direnişlerine ilham verdiğini gördük. Ancak 1 Mayıs’ta Taksim çağrısı 19 Mart direnişinin havasını arkasına alamadı. Anlaşılan o ki 19 Mart Bozdoğan direnişlerinin kitlesi 2024 1 Mayıs’ından ilham alsa da, 19 Mart’ın havası ve kitlesi bir ay sonraki 1 Mayısa taşınamadı.
Biraz mistik de olsa şu soruyu sormak gerekir: kitleler içinde bir direniş ruhu dolaşırken nasıl oluyor da sol örgütlere teveccüh göstermiyor. “Olay” çıkmasını istemeyen CHP’nin Saraçhane mitinglerine gidip, devrimcilerin bir yıl önceki eylemini taklit ederek polis barikatlarına yüklenen bu ruh, devrimcilerin Taksim çağrısına neden ilgi göstermedi.
Verilecek her cevap o kadim soruya götürüyor: Ne Yapmalı/Nasıl Yapmalı?
Cevaplardan bir tanesi apaçık göz önünde duruyor: Kitleler, iktidara meydan okuyabilen bir gücün çağrıcılığına, güven veren bir önderliğe ihtiyaç duyuyor, ‘en doğruyu’ dile getiren kendinden menkul doğruculara değil.

Ne kimsenin emeğini yok sayalım ne hakkını yiyelim ne de eksikliği görmezden gelelim. Son bir yılda bile değerli direnişler yaşandı. Polonez, Migros, Gaziantep Tekstil ve Soma Maden işçilerinin ve bunlara önderlik eden DGD-Sen, Bağımsız Maden İş, Bir Tek Sen gibi sendikaların uzun ve meşakkatli mücadeleleri önemlidir. Ancak bunlara politik hedef kazandırmanın oldukça uzağında olduğumuz gibi, işçilerin kendileri için siyasete adım atmalarının simgesi 1 Mayıs’a taşımak da pek başarılamıyor.
* * *
Meydanın önemi yok mu?
Meydan’ın ne önemi var, önemli olan işçi sınıfının taleplerini dile getirmek, bir gün değil her gün 1 Mayıs … vs vs . tartışmaları çokça yapıldı. Evet, meydanın da önemi var, günün de önemi var. Taleplerin de önemi var. Taksim’in ise apayrı bir önemi var. Ancak “hakkını vermek” şartıyla. 12 Eylül sonrası ilk yasal 1 Mayıs mitingimizi Gaziosmanpaşa’da yaparken, sonrasında yıllarca yalıtık Çağlayan vadisinde sonra Kadıköy’de yaparken daha az mı devrimciydik veya 2004 yılında Taksim çağrısıyla Saraçhane’de toplanıp barikatı aşamadığımız için Yenikapı’ya yürürken. Ya da pandemi koşullarında küçük gruplarla Taksim’e girmeye çalışırken… Hepsinde de daha az devrimci değildik. Sadece eğrisiyle doğrusuyla alanın, günün ve taleplerin en etkili sentezini oluşturmaya çalışıyorduk. Ve her birinin ardından da ne elde edip edemediğimizi az buçuk konuşabiliyorduk. Kısaca 1 Mayıs cadının aynası değil, “ayna ayna söyle bana benden daha….” diye soru soracağımız. O ayna siyasal mücadelenin bütünüdür, sözle eylemin hayattaki karşılığıdır. Bu tartışmaları enine boyuna ele aldığımız şu yazıya bakılabilir. https://devrimdusu.com/2024/08/21/1-mayis-kirmizi-ve-sari/
Ayrıştırmak veya birleştirmek

Yuvarlak hesap 10 yıldır faşist bir rejim inşa ediliyor. Bu konuda çokça yazılıp çizildi de. Ancak anti-faşist bir direniş hattı kurma sorumluluğunun altına giren kimse olmadı. Yavaş yavaş inisiyatif, operasyonlar karşısında direnmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan CHP’ye bırakıldı ve gelinen noktada CHP mitinglerine desteğe hapsolunmuş durumda. Bağımsız anti-faşist bir inisiyatif merkezi/cephesi yok. Acaba sosyalistler arasındaki mesafe CHP’ye olandan daha mı büyük? (Sanmıyorum).
Türkiye toplumunun bütün ezilen kesimleri ağır bir saldırı altında ve politik çıkış sorunu yaşıyor. Buna verilecek yanıt mikroskopla ayrıştırıcı gerekçeler bulmaktan değil, dürbünle bir hedef gösterip, herkesi bu hedef doğrultusunda birleştirmeye (ortak mücadeleye, güç birliğine hangisi daha mümkünse) çalışmaktan geçiyor. Hele de Mahir Çayan devrimciliğinin yeniden tartışıldığı bu günlerde.
Dileyelim ki bu 1 Mayıs sahici bir anti-faşist mücadelenin başlangıcı için motive edici olur.

Yorum bırakın