“Ne geçmiş tükendi ne yarınlar”
Emperyalizmin Ortadoğu müdahalelerinde yarattığı esas sonuç otoriter rejimlere son vermesi değil, halklarının eşitlik, özgürlük, demokrasi mücadelelerini boğmasıdır. Bugün başka seçenek yok algısı güçlendirilmiş olsa da, emperyalist müdahalelerin ortaya çıkardığı işbirlikçi faşist yapılar halk desteği sağlayamıyor. Halkların özgürlük, demokrasi ve barışa dair potansiyel enerjisi birikmeye devam ediyor.
Kahrolsun ABD emperyalizmi dediğimizde yaşasın molla rejimi demiş olmayız, yaşasın halkın kendi kaderini tayin iradesi demiş oluruz.
Elbette ki İran Halkı Emperyalizm işbirlikçisi Şah rejimine karşı mücadelede hayatlarını feda eden Bijen Cezanileri, Hosrof Ruzbileri* yine bağrından çıkaracaktır.

“Ne ABD işgali ne Molla rejimi” mi diyeceğiz.
ABD-İsrail ittifakının İran’a başlattıkları saldırılar karşısında alınması gereken tavır konusunda ikilemler yaşanabilmektedir. Bir tarafta kabarık siciline Gazze soykırımını da ekleyen emperyalist-siyonist bir müdahale, diğer tarafta halkı baskı altında tutan, emperyalist müdahaleden hemen önce başlayan halk hareketini kanla bastırmayı tercih eden, muhaliflere dönük idam cezaları uygulayan gerici molla rejimi var.
AKP iktidarı, ABD ile açık, İsrail’le örtük işbirliği yaparken, İsrail’i asıl düşman gibi göstererek seçmenlerini konsolide etmeye çalışıyor. İsrail’in hedefinde Türkiye’nin de olduğu söylemleri sağdan sola kadar geniş bir yelpazede kabul görebiliyor. Emperyalizmin (finans sermayesinin ve savaş endüstrisinin) savaş bağımlılığını görmezden gelen Amerikan muhalefetinin de etkisiyle İsrail ve sözde oyuna gelen Trump asıl suçlu olarak gösterilerek ABD adeta mağdur ilan edilmektedir. Sünni mezhepçiliğini gizlemeyen iktidar çevreleri, Şii düşmanlığına da yaslanarak işbirlikçi politikaları temize çekmeye çalışıyor. Bunların toplamının yarattığı fikri hegemonya ile molla rejiminin karakteri birleşince solda dahi kafa karışıklığı yaşanabiliyor.
Sayılan propagandaların etkisiyle “Her ikisine de karşıyız”, “Ne ABD işgali ne de Molla rejimi” gibi tutumlar dolaylı olarak emperyalizmin ideolojik hegemonyasının önünü açıyor.

Soruna nasıl yaklaşmalıyız?
Tutumumuzu belirleyen şeyler neler olmalı ve başka bir gelecek mümkün mü gibi başlıkları maddeler halinde sıralamaya çalışalım.
Yaklaşımımızı belirlemesi gereken şey, otoriter rejimin veya emperyalistlerin hangisinin ehveni şer olduğu tartışması değil, halkların geleceğinin nasıl olacağıdır.
Ortadoğu’yu (ve dünyayı) cehenneme çeviren asıl fail emperyalizmdir, yerel rejimler değil**.
ABD-İsrail ittifakının bu savaştan hedeflediği sonucu alamaması Ortadoğu’da (giderek dünyada) başarısızlığa giden kapıyı aralayıp, hegemonyasına ve saldırganlığına karşı direnişlerin artmasına yol açması pek muhtemeldir. Zaferinin ise saldırganlığını daha da sınır tanımaz hale getirip, hegemonyasını dünya çapında arttıracağı gibi İran halklarını da sonu belirsiz çatışmaların bataklığına sürükleyeceği ortadadır.
Gazze’de yaşatılan yıkımın atom bombasından aşağı kalır yanı olmadığını söylemek abartı sayılmamalıdır. Hiroşima’ya atılan atom bombasının patlama anında 70-80 bin kişi sonrasında ise 60-70 bin ölüme daha yol açarak 140 bin kişinin ölmesine neden olduğu; Nagazaki’ye atılanın ise patlama anında 40-50 bin sonraki aylarda ise 30-40 bin ölüme yol açarak 80 bin kişinin ölmesine neden olduğu tahmin ediliyor. Gazze’de ise son işgalde 70 binden fazla insan öldürüldü. Elbette yıllara yayılan radyasyon etkisini göz ardı edemeyiz ancak aynı yıkıcı motivasyondan kaynaklandığı açıktır. Bu tablo ve taktik nükleer silah kullanabilme olasılığı emperyalizmin yarattığı tehdidin hiçbir diktatörlükle kıyaslanamayacağını anlatır.

Dolayısıyla savaş karşıtı siyaset anti-emperyalist bir siyasettir ya da emperyalist savaşa karşı tavır alınmadıkça anti-emperyalist olunamayacağı gibi özgürlük ve demokrasi yanlısı da olunamaz.
Halkların molla rejimine karşı mücadelesinde elbette ki molla rejiminin karşısındaydık, ancak emperyalizmin İran’a saldırısı yalnızca molla rejimine değil asıl olarak halkın geleceğine saldırıdır. Mevcut durumda görüldüğü gibi emperyalist müdahalenin yol açtığı ilk sonuç molla rejiminin devrilmesi değil, halk hareketinin geri çekilmesidir. Emperyalist müdahaleye kadar halk, demokrasi ve özgürlük talepleriyle sokaklardaydı ve daha önceki eylemlerle kısmi kazanımlar dahi elde etmişlerdi. Müdahale halk hareketinin geri çekilmesine neden oldu.
Yaşanan savaş, Amerikancı Şahçılar ile molla rejimi arasındaki iç çatışma değil (böyle olsa “ne o ne o” diyebilirdik), emperyalizmin bir halkın geleceğini ipotek altına alma müdahalesidir.
Emperyalist müdahale olmasaydı, Ortadoğu diktatörlükleri ayakta kalmaya devam edecekti gibi değerlendirmeler, emperyalizme kurtarıcılık atfetmektir. Oysa Arap Baharı isyanları, demokratik ve özgürlükçü seçeneklere kapı açma potansiyeline sahipti. Emperyalistlerin çeşitli müdahaleleri bunları boğdu.
Emperyalist saldırganlık konusunda net tavır kendi halkımızın egemen ideolojinin hegemonyasından kurtarılması açısından da önemlidir. Her ikircikli tutum, “mollalar da devrilmeyi hak ediyor” gibi yaklaşımlar, emperyalist müdahalenin ehveni şer görülmesine kapı aralayacaktır. Oysa emperyalistlerin insanlık düşmanı hedeflerini ve insanlık düşmanı savaş yöntemlerini teşhir etmek ve açıkça tavır almak; kendi devletini de bu doğrultuda zorlamak politik inisiyatif almanın yegane yoludur.
Alacağımız tavırlar, halkı iktidarın emperyalizm işbirlikçisi tutumuna karşı çıkmaya çağırdığımız bir içerikte olmalıdır. İktidar çevrelerinin İsrail’i ve Şii yönetimi hedefe koyan demagojik söylemleriyle karıştırılmayacak kadar net olmalı.
Emperyalizm başarısız olmalı
Her şeyden önce emperyalist müdahaleye karşıyız; çünkü halkları katlediyor; çünkü gerici, faşist, işbirlikçi rejimler inşa ediyor; çünkü yeniden sömürgeleştiriyor; çünkü ilerici-demokratik halk hareketlerini boğuyor; çünkü uzun mücadeleler sonucu oluşmuş demokratik ve özgürlükçü yapıları dağıtıyor. Toplumsal yapıları dejenere ediyor.
ABD, İran halkını molla rejiminin zulmünden kurtarmak için saldırmıyor, İran’ı sömürgeleştirmek için saldırıyor. Eğer emperyalistler başarılı olursa İran da Irak, Suriye ve Libya gibi olacak.
ABD’nin körfezi tamamen kontrolü altına almaya yönelik emperyalist hedefini İran rejiminin karakteriyle birlikte tartışmak doğru değil. İran’da nasıl bir rejim işbaşında olursa olsun ABD’nin hedefi aynıdır ve bu hedefe karşı tavır alınmalıdır.
Emperyalistler başarılı oldukça halkların geleceği daha uzun süre ipotek altına alınıyor. Ortadoğu halk hareketlerini raydan çıkartan, dejenere eden ve ortak bir gelecek umudunu boğan emperyalist müdahalelerdir. Halk hareketlerinin ancak emperyalistlerin rejimleri yıkması sonucunda daha iyi imkanlara kavuşabileceğini söylemek, emperyalist-kapitalist ideolojik hegemonyaya teslim olmaktır. Gerçekten demokratik, özgür bir geleceğin ideolojik temeli güçlü bir anti-emperyalizmle atılabilir.
Ne geçmiş tükendi ne yarınlar

Ortadoğu halkları daha önce de başardılar yine başarabilirler. İşçi sınıfının zayıf olduğu dönemde küçük burjuva önderliklerin başarısızlığa uğramış demokratik devrim deneyimlerinin yerini şimdi emekçi sınıflar almaya daha yakındır. Emperyalist müdahaleler bunu geciktiren bir etkiye neden olsa da ortadan kaldırabilmesi, tarihin akışını durdurabilmesi mümkün değildir.
Kürtlerin özgün durumu daha uzun bir tartışmayı gerektirse de, klasik anlamdaki bir ulusal bağımsızlık yerine, mevcut devlet yapıları içerisinde çeşitli özerklik biçimleri için mücadeleyi tercih etmişken, savaş sürecinde halkın savunulması yerine kopuşçu bir strateji izlemeleri, rejimlerin ve halklar arası düşmanlığın hedefi haline getirecektir. Diğer yandan mevcut rejim Kürtlere uzlaşma eli uzatmadıkça, Kürtlerin rejimi savunmalarının da söz konusu olamayacağı açıktır.
Emperyalizmin kurdurduğu yeni rejimler, kavramın en katıksız haliyle faşist olduğu gibi halk desteği de sağlayamıyorlar, halkların kırılmış iradesi üzerine inşa ediliyorlar.
Emperyalizmin Ortadoğu müdahalelerinde yarattığı esas sonuç otoriter rejimlere son vermesi değil, halklarının eşitlik, özgürlük, demokrasi mücadelelerini boğmasıdır. Bugün başka seçenek yok algısı güçlendirilmiş olsa da, emperyalist müdahalelerin ortaya çıkardığı işbirlikçi faşist yapılar halk desteği sağlayamıyor. Yeni seçenekler, halkların özgürlük, demokrasi ve barışa dair potansiyel enerjisi birikmeye devam ediyor.
Kahrolsun ABD emperyalizmi dediğimizde yaşasın molla rejimi demiş olmayız, yaşasın halkın kendi kaderini tayin iradesi demiş oluruz.
Elbette ki İran Halkı Emperyalizm işbirlikçisi Şah rejimine karşı mücadelede hayatlarını feda eden Bijen Cezanileri, Hosrof Ruzbileri*** yine bağrından çıkaracaktır.
————————
* Bu yazı 11 Mart tarihli https://devrimdusu.com/2026/03/11/ortadoguda-savas-biter-mi/ yazının devamıdır.
** İşbirlikçi rejimlerin rolü 11 Mart tarihli yazıda ele alınmıştı
*** Khosrow Roozbeh, TUDEH askeri kanat önderlerinden, orduda yüzbaşı. CIA’nın Mussadık darbesine karşı direnmeyi savundu ve TUDEH’in merkezi kararına karşın yurtdışına çıkmayı reddedip, darbeye karşı mücadeleyi örgütlemeye çalışırken yakalanıp kurşuna dizildi (1958).
Bijen Cezani, Halkın Fedaileri örgütünün kurucusu ve teorisyeni. Tutukluyken cezaevinden çıkartılıp arkadaşlarıyla birlikte kurşuna dizildi (1975).
Yorum bırakın